doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
doğum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2011 Salı

dogum

Dağların, ovaların, nehirlerin arasından gider gibi doğur. Ağrıları hiç düşünme. O ağrılar, en dayanılmaz olduğunu düşündüğün anda bitecek çünkü. Sakın korkma tamam mı kalbim? Deprem gibi, hep daha fazlasının geleceğini, ağrının giderek tırmanacağını düşünüyorsun ama öyle değil. Doğurduktan sonra bebeğini hemen kucağına al ve onu benim için öp.
Latife Tekin

Dun internette dolasirken denk geldim bu bloga. Defne Inci'nin annesi yazmis bu satirlari.Kendisine dair bilgi goremedim blogta ama sanirim gazteci,edebiyat dergilerinden birinde calisiyor.Yukaridaki sozleri Latife Tekin soylemis kendisine.Benim etrafimda normal dogum yapan biri olmadigi icin ( annem kardesimi de beni de normal dogumla dogurmus ama hic bir sey hatirlamiyor,onu saymiyorum o yuzden)Latife Tekin'in bir kitabinda dogumla ilgili soylediklerinden cok etkilenmistim. Defne'nin dogum hikayesinde de bahsetmistim bundan.

1 Kasım 2010 Pazartesi

Açık Radyo'ya konuk oldum

Açık Radyo'da Doğum Günü programını hazırlayan sevgili Nur ve Başak, geçenlerde beni konuk ettiler programlarında.Program 21 Ekim'da yayınlanmış.Defne'yle Derin'in doğumlarını konuştuk.Dinlemek isterseniz,tık tık.
Nur ve Başak,doğuma hazırlık kursları veriyor,doğum koçluğu yapıyorlar.Websiteleri Do-um'dan ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.

7 Ekim 2010 Perşembe

Sürpriz bir çekiliş

Ekim ayı, Attachment Parenting International tarafından Attachment Parenting (Doğal Ebeveynlik) ayı ilan edilmiş.
Ben de bu vesileyle,Defne'ye hamileyken alıp okuduğum,doğal ebeveynlik denilince akla gelen ilk isimlerden biri olan Dr.William Sears'in, hemşire eşi Martha Sears'la beraber kaleme aldığı The Attachment Parenting Book adlı kitabı, bir okuyucuya hediye etmek istiyorum.
Bu kitap, bana her şeyden önce bir anne olarak kendime güvenmeyi ve iç güdülerimi dinlemeyi öğretti.Defne'nin ilk aylarında dönüp dönüp okuduğum bir kaynak oldu.
Searslar bu kitaplarında doğal ebeveynliğin esaslarını anlatıyorlar. Çok kısaca özetleyecek olursam, altı temele oturtuyorlar doğal ebeveynliği:
1.Doğumda bağlılık: Mümkünse doğal doğum yapın ve doğumdan sonra bebeğinizle başbaşa vakit geçirin.
2.Bebeğinizin isteklerine hemen tepki verin, ağladığında hemen kucaklayın ve bebeğinizi rahatlatın. Bebeğinizi ağlatarak terbiye etmeye çalışırsanız, zamanla ağlama sesi sizi rahatsız etmez,bebeğinize karşı duyarsızlaşır ve bebeğinizden uzaklaşırsınız.
3.Bebeğinizi emzirin.
4.Bebeğinizle beraber uyuyun.
5.Bebeğinizi kucaklayın. Kucaklayamadığınızda wrap ya da sling tarzı taşıyıcılar kullanın ki iki eliniz boşta kalsın ve normal hayatınıza devam edebilin.
6.Sınırları iyi ayarlayın.Bebeğinizi ihmal etmeden,kendinize vakit ayırmanın önemini unutmayın.
7.Bebeğinize karşı duyarlı olun."Kucağa alışır","kendi kendine uyumayı nasıl öğrenecek?","ne zamana kadar emecek?" diyenlere karşı dikkatli olun,teknik peşinde koşmayın.Bebeğinizin ihtiyaçlarına cevap verin.Karşılanmamış ihtiyaçlar,ileride problemlere yol açarlar.
Dr.Sears bu şekilde yetiştirilen çocukların, kendilerini her zaman güvende hissetikleri için, daha kolay bağımsızlaştığını, potansiyellerine eriştiklerini ve dengeli birer birey olduklarını söylüyor.
Okunmuş ve yıllardır rafımda duran bir kitap, ama gayet iyi durumda,hiç bir şekilde yıpranmış değil. Konuya ilgi duyan birileri tarafından yeniden okunmayı bekliyor.


Çekilişe katılmak için yapmanız gereken tek şey bu yazıya bir yorum bırakmak.
Kendi blogunuzda,Facebook ya da Twitter sayfanızda bu çekilişten bahseder, link verirseniz,her link icin bir hak daha elde edebilirsiniz.Bunu yaptığınız takdirde,lütfen ikinci bir yorum bırakıp beni haberdar edin.Sizinle irtibata geçebilmem için lütfen e-posta adresinizi bırakmayı unutmayın.(Profilinde e-posta bilgisi olmayan okuyucular için)

14 Ekim Perşembe günü saat 18.00'e kadar yorum bırakabilirsiniz.
15 Ekim Cuma günü kitabı kazanan kişiyi buradan duyuracağım.
Sevgiler ve bol şanslar!

Not:Kitap Ingilizce'dir.

29 Eylül 2010 Çarşamba

Hoşgeldin Rüya bebek!



Blog dünyasında benim için çok özel bir yeri olan,yazdıklarını 2005'ten beri okuduğum,nihayet bu yaz tanışma fırsatını yakaladığım çok sevgili Yasemin'i bir de buradan tebrik etmek istiyorum.
Hoşgeldin Rüya,sağlık ve mutluluk diliyorum sana! Çok güzel bir aileye geldin,çok sanslısın!
Yasemin'in Rüya uyurken yazacaklarını merakla bekliyorum.

Resim:http://www.kimdean.com/

28 Eylül 2010 Salı

Magic

Bu sabah internette dolanirken rastladim bu videoya.
Eşinin hamileligini 40 hafta boyunca fotograflayan bir babanin cektigi bir video.
Ailenin hikayesini Pacing the Panic Room'da okuyabilirsiniz.

Magic- A Belly Grows from The Panic Room Videos on Vimeo.

22 Eylül 2010 Çarşamba

Derin'in doğum hikayesi

Derin'in doğum hikayesine başlamadan önce bir parantez açmalıyım.
Derin 35.haftaya kadar ters pozisyondaydı.
Defne 28.haftalıkken baş aşağı pozisyonunu almış ve hep öyle kalmıştı.
Aynı haftada Derin ters duruyordu ama ebe endişelenmemi söylemişti.İkinci bebekler,rahim daha esnek olduğu için, daha geç dönerlermiş. Ancak 32. haftaya kadar Derin dönmeyince endişelenmeye başladım ve yapabileceğim bir şey var mı diye araştırmaya başladım. İnternette biraz dolaşınca Spinning Babies (www.spinningbabies.com) adlı siteden haberdar oldum ve bu sitede önerilen hareketleri yaptım. O hareketler sayesinde mi oldu yoksa bebek kendi kendine mi döndü bilmiyorum ama 35.haftada yeniden ultrasona girdiğimde dönmüştü.
Dönmeseydi eğer,çok istediğim suda doğumu gerçekleştiremeyecektim.


Doktorların doğum için verdiği tarih 2 Şubattı ama Defne 38 hafta+5 günlükken doğduğu icin Derin de biraz erken doğabilir diye düşünüyordum. Nitekim yanılmamışım:16 Ocak sabahı saat 7.30 gibi uyandığımda suyum gelmişti.
Sakin bir şekilde kalktım,duşumu aldıktan sonra eşimi uyandırdım. Kahvaltımı yaptım. Hastaneyi aradım. Sancılarım henüz başlamamıştı. İlk doğumum sadece 6 saat sürmüştü. İkinci bebeğin daha da çabuk geldiği anlatılır hep.O yüzden kahvaltıdan sonra,sancıların başlamasını beklemeden, çantamızı alıp çıktık.
Hastanede rutin kontrollerden sonra NSTye bağlandım, çok hafif sancı çekiyordum ama ciddi bir durum yoktu. Hastanede beklememizin anlami yoktu. Eve dönmeye karar verdik.
Suyu gelmiş anne adaylarının doğumu, normal yollardan başlamazsa eğer, enfeksiyon riskine karşı, 24 saat sonra suni sancı veriliyor ve doğum başlatılıyor.
Defne'yle yasadığım olağanüstü doğum deneyiminden sonra, istediğim en son şey suni sancıydı. Bu bebeği de suda doğurmak istiyordum.
Eve gittik,bir kaç saat daha bekledik, hala bir gelişme yoktu.İnternete girip araştırmaya başladım,neler yapabilirim diye.
Bebeğin aşağıya inmesine yardım etmek için pilates topunun üstüne oturarak hafif hafif zıplamanın faydalı olacağını okudum.İkinci öneri de,hafif tempolu bir yürüyüs yapmaktı. Dışarısı karlı ve soğuktu ama evdeki stepper aletini kullanabilirdim.O gece pilates topunun üstünden inmedim desem yeridir.
Kah pilates topu, kah stepper derken sancılarım yavaş yavaş kuvvetlenmeye başladı. Doğumu başlatmaya kararlıydım.
Saat oniki gibi sancılar daha düzenli gelmeye başladı. Eşime uyumasını söyledim.En azından birimiz uyusa iyi olurdu.Ben biraz daha çalışacaktım.
Ve saat 2.30de, artık ayakta durmakta zorlaniyordum. Hastaneyi aradik,geliyoruz dedik.
Saat 3te doğum odasındaydık. Yine ilk doğumumu yaptığım odaya aldılar eşimle beni.
Ebe rutin kontrollerini yaptı. 5cm açılma varmış.
Beni hemen havuza alabileceklerini söyledi. Sıcak suyun beni rahatlatacağını umuyorum. Gerçekten iyi geliyor.
Yine o çok sevdiğim, entonoksu kullanmak istiyorum, ancak bu sefer,entonoks sersemletiyor beni. Tekrar deniyorum, olamaz, midem bulanıyor!
Havuza giriyorum, sancılar art arda geliyor, çok şiddetli. Bir yandan eşim,bir yandan ebe masaj yapıyorlar sırtıma. Midem bulanıyor ve kendimi tutamayıp havuza kusuyorum!
Ebe, suyun değiştirilmesi gerektiğini söylüyor.Havuzdan çıkmak zorunda kalıyorum. Çok şiddetli sancılar çekiyorum.
Havuza yeniden giriyorum. Ateş basıyor, konuşmakta güçlük çekiyorum. Su verir misiniz diyecek halim yok. Güçlükle "su" diyorum, getiriyorlar. Ebe halimi anlıyor, soğuk suyla ıslatılmış bir bez veriyor,yüzümü silmem için. Kendimi daha iyi hissediyorum.
İlk doğumdan çok farklı bu.
Ebe, arada bebeğin kalp atışlarını ölçüyor. Her şey yolunda.
Bebeğin kafası görünüyor nihayetinde.
"Yıldızlara bakıyor bebeğin" diyor ebe.
Öylesine,güzel bir söz söylediğini sanıyorum,ne demek istediğini sonradan öğreneceğim.
Artik itme dürtüsü geliyor ama çok zorlanıyorum.
Gerçekten çok zorlanıyorum.
Oysa daha önce yaptım ben bu işi,biliyorum diyorum kendi kendime.
Bebeğimi çıkaramıyorum.
Acı çekiyorum.
Sonunda ebe, oturma şeklimi değiştirmemi öneriyor.
Bir ayağını yukarı kaldır,ve oradan alacağın destekle,bütün kuvvetinle it bebeği diyor.
Deniyorum olmuyor,yine deniyorum,yine olmuyor.
Ne yapacağımı bilemiyorum.
Ebe çekip çıkarsa bebeği diye düşünüyorum, ama konuşacak dermanım yok, yapabileceği bir şey olsa yapardı diye düşünüyorum.
Derken,bir kez daha ve bebeğim doğuyor.
İnanamıyorum diyorum.
İnanamıyorum!
Tıpkı Defne'yi sudan çıkardığımı gibi,bebeğimi sudan çıkarıyorum.
Havluyla sarıyorum.
Güzel oğlum,nasıl zorladın beni!
Saat 5.08.
Doğumun ilk aşaması tahminimden çok daha uzun sürdü ama hastaneye geldikten iki saat sonra bebeğimiz kucağımda.
İşte o sırada, ebe neden o kadar zorlandığımı açıklıyor.
Bebek doğum için ideal pozisyonda değişmiş.İdeal pozisyonda bebeğin kafası aşağı dönüktür.Bebeğin karnı annenin sırtına dönüktür.
Derin oğlum bunu seçmemiş, sırtını benim sırtıma dayamış. Bu pozisyon da doğumu zorlaştırıyor ve süreci uzatıyormuş.Ebenin bebeğin yıldızlara bakıyor demesi bundanmış.
Havuzdan çıkıyoruz, yatağa geçiyoruz.Bebeğimize bakıyoruz. Gözlerini kocaman açmış bize bakan minicik bir oğlan. Hemen emmeye başlıyor.
Eşim bebeğin göbek bağını kesiyor. Dikişler atılıyor.
Duşumu alıp giyiniyorum. Oğlumuzun kontrolleri yapılıyor.
Öğlen ikide, artık dört kişilik bir aile olmak üzere, evimize gidiyoruz.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Defne'nin doğum hikayesi

Türkiye'de doğum denince akla önceden planlanmış sezaryen doğum geliyor ne yazık ki..Normal doğum yapabilmek için mücadele etmek gerekiyor sistemle. Tabii bu kadar medikalleşmiş bir ortamda normal doğuma cesaret edebiliyorsanız..Yine de son dönemlerde umut verici gelişmeler oluyor. Sevgili Elif'in Pozitif Doğum Hikayeleri sitesi,Doum oluşumu Açık Radyo'daki Doum programı,Dr.Hakan çoker'in calışmaları,geçenlerde yayınlanan Şebnem Susam Sarajeva'nınDoğal Doğuma Doğru adlı kitabı...
Çorbada benim de tuzum bulunsun. Defne'yle Derin'in doğum hikayelerine bu blogda da yer vermek istiyorum. Önce Defne'nin hikayesi gelsin o zaman.



Eşimin işi dolayısıyla ben 26 haftalık hamileyken İngiltere’ye yerleştik. Buradaki sağlık sistemi Türkiye’dekinden çok farklı. Hamilelik süresince kadın doğum uzmanları yerine ebelerle görüşüyorsunuz. Sadece, bir problem olması halinde sizi doktora yönlendiriyorlar. Hamilelik normal seyrediyorsa bütün hamilelik boyunca sadece 12. ve 20. haftalarda ultrasona giriyorsunuz. Doğumları da yine ebeler yaptırıyor, doktorlar bir komplikasyon halinde olaya dahil oluyorlar. Önceden kararlaştırılmış sezaryenle doğum çok çok nadir. Sezaryen, anne ve bebek için gerçekten gerekli ise başvurulan bir çözüm.


Biz de buraya geldikten sonra buradaki sağlık sistemine dâhil olduk. Hamileliğim normal seyrediyordu, ben de normal doğum istiyordum. Buradaki hastanede suda doğum seçeneği olduğunu da duyunca çok sevindim. Suda doğum fikri bana her zaman çok ilginç gelmişti.

Hamileliğimin son haftalarında doğumun gerçekleşeceği hastanede aktif doğum kursu aldım. Hastanede normal doğum bölümünün haricinde bir de “evden eve” diye adlandırılan bir bölüm var. Burası gerçekten bir ev odası gibi dekore edilmiş. Hastane atmosferinden çok daha sıcak. Bu odalardan biri de suda doğum için havuzlu. Suda doğum yapabilmek için en az 37 haftalık hamile olmanız gerekiyor. Ağrı kesici olarak kullanılan epidural bu ünitede yok, pethidine kullanırsanız havuzda doğuramazsınız, bir de “gas and air” (entonox) dedikleri bir ağrı kesici var, sadece onu kullanabilirsiniz.

Bütün bu bilgilerin ışığında hamileliğimin 38. haftasına gelmişken, bir gün nişan geldi. Artık doğumun yakında olacağını biliyor, vücudumun vereceği tüm sinyallere dikkat etmeye çalışıyordum. Üç gün sonra, gece tuvalete kalktığımda suyumun gelmekte olduğundan şüphelendim. Sabah hastaneyi aradım, bana saat 11.30 için randevu verdiler. Sancım yoktu. Yine de ne olur ne olmaz diyerek hastane çantamı yanımda götürmeye karar verdim. Baktım çanta çok ağır, bebeğin eşyalarını çıkardım. Doğum başlarsa, eşim eve gelir bunları getirir diye düşündüm. Bu arada, eşim işyerinde, ben tek başıma taksiye atlayıp hastaneye gittim. Randevum saat 11.30’da ama bana sıra geldiğinde saat 12 olmuştu. Ebe tansiyonumu ölçtü, NST’ye bağlandım. Her şey normaldi. Henüz sancılarım başlamamıştı. O yüzden ebe bana eve gitmemi, gece boyunca hiçbir şey olmazsa, ertesi sabah 8’de gelmemi söyledi. Suyum patladığı için enfeksiyon riski olabileceğini, doğum kendi kendine başlamazsa suni sancıyla doğumu başlatmak durumunda olduklarını belirtti. Biz bunları konuşurken saat 14.30 oldu ve ilk kez çok şiddetli bir sancı hissettim.

Eşim ertesi gün şehir dışında olacaktı. İngiltere’de de yakın akraba ya da arkadaşımız olmadığı için ebeye hastanede kalabilir miyim dedim ama kabul etmedi. Bu arada, ebe benim İngiltere’de hiç ultrasona girmemiş olduğumu fark etti ve bana ultrason için acil bir randevu alacağını söyledi. Plasentanın düşük olup olmadığına bakılması gerektiğini söyledi. Onun sonucuna göre ya eve gidecektim ya da hastanede kalacaktım. Saat 15.40 için bana bir randevu ayarlandı.

Ben beklerken sancılarım arttı ve çok şiddetlendi. Eşimi arayıp durumu bildirdim ultrasondan çıkınca gelip hastaneden beni almasını rica ettim. Beklerken sancılarım o kadar arttı ki, o halde bekleme odasında oturmak istemedim. Bana başka bir yer göstermelerini rica ettim,ne yazık ki kabul etmediler. Beklerken nefes egzersizleri yapıp sancıları hafifletmeye çalıştım. Saat 16.00’da sıra bana gelmişti. Odaya girip koltuğa uzandığımda artık çok rahatsızdım. Doktor alelacele baktı ve “Doğum başlamış” dedi! Hemen doğum bölümünü aradı ve bir ebe gelip beni tekerlekli sandalyeyle doğum ünitesine götürdü. Bu arada, ben tekrar eşimi arayıp doğumun başladığını, hemen gelmesi gerektiğini söyledim.

Doğum bölümünde benle ilgilenecek olan ebeyi görür görmez hayal kırıklığına uğradım. Çok genç ve tecrübesizdi. Doğum öncesi kursta ebe, yanımızda sıcak su torbası bulundurmamızı, torbanın sancıların acısını azaltacağını söylemişti. Ebeden torbayı doldurmasını rica ettiğimde “Eşiniz gelince o doldursun, sizi yakmak istemeyiz” dedi ve gitti! Bu arada, bana bir üşümek geldi, tir tir titriyorum. Neyse ki eşimin işyeri hastaneye çok yakın, hemen geldi. Sıcak su torbasını doldurdu. Masaj yapıyor bana, destek oluyor. Çok üşüdüğümü söyleyince, ebe, banyoyu kullanabileceğimi söyledi ve gidip küveti hazırladı. Küvete girdim ama biz eşimle ikimiz yalnızız. Ne doktor var yanımızda, ne hemşire, ne ebe. Sancılarım çok sık geliyor. İlk doğumum olduğu için durumu değerlendiremiyorum, ebe de hiçbir yorum yapmıyor. Ancak çağırdığımızda gelip sorularımızı yanıtlıyor. Ben henüz doğumun çok başlarında olduğumuzu düşünüyorum. Herhalde bütün gece böyle geçecek diye düşünüyorum. Sancılarım çok kuvvetli. Bir noktada, artık normal doğumu hiç düşünmeyenleri, hemen sezaryen ya da epidural isteyenleri anladığımı düşünüyorum.

İtme dürtüsü geliyor. O noktada artık banyodan çıkıp odaya dönmeye karar veriyoruz eşimle. Bebek oracıkta doğsa kimsenin haberi olmayacak!

Ebeden vajinal muayene yapmasını rica ediyorum. Açılmanın kaç santimetre olduğunu bilmek istiyorum. Çünkü bu şekilde onumu göremiyorum. Herhalde 5-6 santim olmuştur diyorum. Eşim “ya sadece 1-2 santim ise, moralin bozulursa?” diyor. Hayır, ben bilmek istiyorum. Ebeyi çağırıyoruz, muayene etmek istemiyor. “Şimdi bir kere bakarsak, her dört saatte bir bu işlemi yapmamız gerekir” diyor. “Olsun” diyorum “yapın, çünkü ben bilmek istiyorum.” Nihayetinde ebe kabul ediyor: 9 santimetre!

“Ama ben havuzda doğuracaktım!” diyorum. “Tamam, sizi oraya transfer edelim ama belki vakit yetmez havuzu hazırlamaya, bebek her an doğabilir”diyor. Deli olmak işten değil.

Neyse ki havuz hazırlanıyor. Saat 19.15’te havuza giriyorum.

Artık o “evden eve” bölümündeyim. Buradaki ebeler daha farklı. Hemen doğum planımı okuyorlar. Ortam güzel ve sakin, doğum planımda arzu ettiğim şekilde ışıkları kısıyorlar. Dinlemek istediğiniz bir müzik var mı diye soruyorlar. Teşekkür ediyorum, sadece sessizlik istiyorum, tamamen doğuma konsantre olmak istiyorum. Cesaretlendirici, yüreklendirici, şefkatli ebeler. Sıcak su çok iyi geliyor bana. Artık entonoks kullanıyorum. Bu, bir çeşit gaz, içinize çekiyorsunuz ve bir rahatlama veriyor. Kontrolü tamamen sizin elinizde, hiçbir yan etkisi yok. Entonoksu da çok seviyorum!

Sonunda ebe bebeğin kafasının göründüğünü söylüyor. Yakında doğacak bebeğimiz. Bir kaç kuvvetli ıkınmadan sonra dünyalar güzeli bebeğim, miniğim, Defne’m doğuyor. Saat 20.02.

Hiç ağlamıyor. Çok yumuşak bir geçiş yaptı bu dünyaya.

Bebeğimi sudan kendi ellerimle çıkarıyorum. Doğum anında çok duygulanıp ağlarım sanıyordum ama hiç ağlamadım. O kadar mutluydum ki… Eşim gözyaşlarına engel olamıyor. Biz artık bir aileyiz ve bu güzel doğum bizi birbirimize daha çok yaklaştırıyor.

Ebeler hemen bir havlu getiriyorlar bebek üşümesin diye. Yaklaşık yirmi dakika kadar anne-kız havuzda oturuyor, dinleniyoruz. Bebeğimize bakıyoruz eşimle. Sonra havuzdan çıkıyoruz, kordon kesiliyor. Ebeler çok cesur olduğumu, ikinci doğumu evde yapabileceğimi söylüyorlar. Kendimle gurur duyuyorum.

Bebek için hiçbir şey yok yanımızda! Her şey o kadar hızlı gelişti ki, eve gidip getirmeye fırsat olmadı. Ebeler Defne için giysi getiriyorlar.

Defnecik, ellerini kafasına koymuş doğarken, o yüzden epeyce yırtık var. Dikiş yapılması gerekiyor. Dikişlerden sonra ebeler bana duş alabileceğimi soyluyorlar. Nasıl yani? Ben şimdi kalkıp yürüyebilir miyim? Tek başıma banyo yapabilir miyim? Evet, yaparsın diyorlar. Aaa, sahiden de yürüyebiliyorum, hiçbir şeyim yok, yorgunum ama kendimi çok iyi hissediyorum.

Latife Tekin çok sevdiğim yazarlardan biridir. Onunla yapılan bir söyleşide okumuştum. Kendisi doğum yapacağı zaman, annesi ona, “Doğum anı çok büyülü bir an, sakın ama sakın o anı kaçırma” demiş. Bu beni çok etkilemişti. O anı kaçırmayı hiç istemiyordum, bebeğimin doğuşunu gözlerimle görmek, bilfiil şahit olmak, doğumda aktif rol almak istiyordum.

Gelen her sancıyla, bebeğime daha çok yaklaştığımı düşünmeye çalıştım. İlk doğumlar genelde uzun sürüyor. Defne ise 5,5 saatte doğmuştu. Doğumun ilk bölümü istediğim gibi gitmedi, herhalde o ebe ilk doğumum olduğu için, işlerin bu kadar hızlı ilerleyeceğini tahmin edemedi. Ama sonrası çok güzeldi, gerçekten büyüleyiciydi.

Suda doğum, Türkiye’de yaygın bir uygulama değil, keşke olsa diyorum. Hamilelik bir hastalık değil, doğum da operasyon gerektiren bir olay değil. Hamileliğimin sonlarına doğru gittiğim aktif doğum kursu ve Sheila Kitzinger’ın The New Experience of Childbirth adlı kitabını ben çok faydalı buldum. Sonuçta kadın vücudu doğum yapmaya müsait. Bunu bu şekilde görüp kabul etmenin de doğumu kolaylaştırdığına inanıyorum. Evet, zordu ama dayanılamayacak bir acı değildi doğum sancısı.

Herkese sağlıklı ve kolay doğumlar diliyorum!